SAFİYE EROL

...bir göktaşı gibi ebediyetten ve âdeta başka bir âlemden kopup düşen bu kadın...

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Anasayfa Kadıköyü'nün Romanı
Kadıköyü'nün Romanı - Safiye Erol
E-posta

Kadıköyü'nün Romanı, Safiye Erol

Yazar      : Safiye Erol
Yayınevi : Kubbealtı
Yıl           : 1938


Kadıköyü'nde yaşayan ve altı gençten olusan bir grubun 1930-1940 yılları arasında yasadıkları modern hayâtı anlatan bir roman. Aşk duygusunun bütün dalgalanmaları ile tahlil edildiği kitap, üslûbu ve ele alındığı konular bakımından orijinal bir yere sahiptir.


Metin Savaş, Kadıköyü'nün Romanı'ndan şu hisseyi çıkarır: Aşk da dahil, her nevi ızdırabın gâyesi, insan ruhunu olgunlaştırmak ve ebedi saadetin idrak edileceği mekânın ağırlığına bireyleri hazırlamaktır. (Dergâh Dergisi Eylül 2002)


Kitaptan:

"Necdet odasına girince acele soyundu. pijamasını geçirerek balkona çıktı. Bol yıldızlı, tatlı rüzgârlı bir gece, bu didişmeler ihtiraslar içinde lîme lîme parçalanan beşeriyetin üzerine semavî bir âhenk, bir sükût örtmüştü. Dirseklerini parmaklığa dayayarak yine Bedriye'nin birkaç gün evvel söylediği sözleri düşündü: En büyük acı sevipde karşılık görmemek değil, sevip de karşılık görür gibi olduktan sonra aşkın paçavra edildiğine şâhit olmaktır. Bedriye, kendisinden çok daha bedbahtı; fakat... Necdet düşünüyordu ki Bedriye hiç olmazsa sevdiği ile bir müddet yaşamış, onun kolları arasında yatmıştır. Fakat... Bu saâdeti hiç mi tatmamak; yoksa tattıktan sonra yalan olduğunu anlamak ve kaybetmek mi daha ehven? Hangisi?

"Ne düşünürsem düşüneyim" dedi "hepsi boş. her muhâkemenin başında ve sonunda bir "fakat" var. Yaz sıcaktır; fakat... Kış soğuktur; fakat... Hayat acıdır; fakat... Aşk tatlıdır; fakat... Fakatsız hiçbir şey yok."

Necdet "ebedi fakat"ın mânâsını düşünürken kendini bir hasır koltuğa bıraktı. Gözlerini kapadı. farkına varmadan, oturduğu yerde uyuyakaldı. Uykunun bulutları şuurunu büsbütün kapladı, yarı ayıklık halinde, Eflatun'un bir sözü hâfızasına süründü, geçti:

"Beşeri meselelerin hiçbiri derin bir ciddiyete lâyık değildir; fakat..."