SAFİYE EROL

...bir göktaşı gibi ebediyetten ve âdeta başka bir âlemden kopup düşen bu kadın...

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

SAHUR VAKTİ

E-posta Yazdır PDF

Safiye EROL

Ramazanın ilk günleri geçtikten sonra alışkanlık yerleşti. Daha çıngıraklı saat çalmadan uyanıyorum, içimdeki mânevi zemberek boşanıyor sanki, başka türlü bir ses can kulağıma değiyor, o saat gözümü açıyorum, henüz dörde on dakika var. Selîmiye kışlasının sahur topu atılıncaya kadar çoktan ayaktayım. Vücutta uyku mahmurluğu, ruhta değişik bir uyanıklıkla evin içinde gidip gelmeler, rehâvetle kayan adımlar, hareketlerde bir salıntı. Diğer dünyâda seyretmek hissi var insanın üzerinde. Sahurun bu müstesnâ tesirine sebep nedir? Belki etrâfın sessizliği, belki göçmeye yüz tutmuş gecenin büyüsü, belki de îtiyatlara hükmetmek, zamâna müdâhale etmek için imrendiğimiz davranış. Ramazanın hiçbir vaktinde, ne iftarda ne terâvihte rûhânî güzelliği bulamam. Şüphesiz insan gece olsun, gündüz olsun kendi içine çekilip gönüz hasbihâline erebilir, ama etrafta dünya uğuldar. Bir de bu gönül hasbihâlini dünyânın durgun, berrak sular gibi kaldığı demlerde zevk etmek var, hiçbir zevke benzemez. Sahur Arapça bir kelime, gece vakti uyanık durmak demektir. Uykuyu kısmak keyfiyeti İslâm âleminde öyle makbul bir ideal olmuştur ki dînî edebiyat, bilhassa tasavvuf literatürü baştan başa seher vakti semâları, nâfile, vitir ve teheccüt namazları içliliğiyle şiirlenir. Gece olunca, halkın gürültüsü durulunca, Cenâb-ı Hakk’tan bir nidâ gelirmiş. Uyanık canlar, bekleyen canlar duyarmış onu. Gönüller huzûra kavuşurmuş. Sonra seher vakti rahmet kapıları açılır, dilekler kabul olurmuş.

Gafletle uyumak ne revâ abdi hakîre
Şefkatle nidâ eyleye rahman gecelerde
Âşıklar uyumaz gece hem sen uyuma kim
Gönlüm gözüne görüne cânân gecelerde
Allah için ol halka mukārin gece gündüz
Ey Hakkı! Nihân aşk oduna yan gecelerde

İbrâhim Hakkı Erzurumlu 

Issızlık içinde yüzerek küçük sahur soframı kurup kaldırırken modern dünyâmızın velvelesinden beni alan, nurdan bir tecrit küresi gibi beni içine saran bu ramazan mûcizesini düşünüyorum, böyle zamanlarda insan gāliba ruh kıvâmına yaklaşıyor. Hareketler bile, nasıl oluyor oluyor, başka bir üslûba uymuş gibi. Ayranı gündüzki gibi değil. Çatal bıçak şakırtısı kulağıma yeni geliyor. Eşyânın yüzü tâzelenmiş, sesler, küçük çıtırtılar, nazlı fısıltılar ne kadar güzel bilirim. Şimdi başka bir âlemin kānûnu yürürlüktedir.

Birazdan Selîmiye kışlasından bir imsak topu atılır, beş on dakika sürmez, sabah ezanı okunur. Daha sonra da gökyüzü toz mâvi renkli bir yemek taşı gibi için için ışıldamaya, deniz çok gizliden dile gelen ney gibi mahrem efsâneler üflemeye başlar. Ben binâların, hatta arsaların perisi olduğuna bayağı inanırım. Semtimiz yakın zamâna kadar karakteristik Türk yapısı ahşap evler, konaklarla doluydu. Bundan yetmiş sene evvel şimdi bulunduğum yerde geçen sahur sofralarını pek canlı olarak hayal edebilirim. O zaman her halde ısınma tedbirleri başta gelirdi. Hizmet personeli evvelâ sobaları uyandırır, gömülü mangalları eşelerdi. Sıcacık odalarda pırıl pırıl sinileri hazır olunca evin efendileri, hanımları sofuluğun tadını çıkarırcasına kibar tiryâki edâlarıyla çıka görünürlerdi. Büyük efendi ve büyük hanım bugün adını bile bilmediğimiz cinsten kürkler giyerlerdi. Özenmek gayretiyle sahura kalkan çocukların uyku gözünden süzülürdü. Sövüş etleri, pilavları, hoşafları getirip götüren bacıların oyalı yemenileri biraz kaymış, belki kuşakları gelişigüzel bağlanmış bulunurdu. Kâh yakından kâh uzaktan yankı salan davul sesleri tatlı baygınlıklar serpiştirirdi dan dana dan.

Fâsıla vereyim, yazıyı yarın tamamlarım dedim, yatak odama çekildim. Saat iki sularında korkunç bir kasırga, ortalık gümbürtülerle yıkılıyor. Bizim Anadolu yakasında elektrik boydan boya ârıza yaptı. Işıksızlık, fırtınanın kopardığı haşyeti daha keskinleştirdi. Yoksa Hintli Shatular’ın boşa çıkan kehânetleri dönüp dolaşıp, kendine göre gerçekleşiyor mu? Kıyâmet mi kopuyor? Şu saatte pek çok kimsenin duâ ettiğini, şehâdet getirdiğini görür gibi oluyorum. Saat dört: Balkon penceresinden karşı yakaya doğru bakıyorum. Aman yâ Rabbi…

Güneş batıdan doğmak üzere, şakası kalmadı, gittik gidiyoruz demeğe davranırken rüyetin sebeplerini anladım, yüreğime su serpildi. Anadolu yakası tam karanlığa gömülü durduğu için Galata ve Beyoğlu’nun ışıkları gökyüzünü ağartmış, tıpkı tan yerine döndürmüş. Bir bambaşka sahur oldu bu gece. Sen misin eski zamanları hayâlinde canlandırmaya çalışan? Elektrik olmayınca kalorifer otomatiği işlemez, apartman buz. Haydi bakalım gece yarısı soba yak. Elindeki şamdanın titrek ışığında git gel, döke, saça sahur sofrasını hazırla. Kıyâmet henüz kopmadı. Allah denizde, karada zahmette olanlara yardımcı olsun.

“Sermâye edip hâb-ı hayâlî oyalandım, tâ sabaha dayandım.”

Makaleler, s: 235-237