• ...bir göktaşı gibi ebediyetten ve âdeta başka bir âlemden kopup düşen bu kadın...

  • Safiye Erol

  • Âşık olan zâten alacağını almıştır. Artık bir şey isteyemez, bundan geri o verecektir. Hep o verecektir.

  • Safiye Erol

Copyright 2019 - fakir@fenomen.org

Sultan Şehir Edirne

Mehmet YAŞİN

Bu sınır kentine kaçıncı gidişim unuttum. Ama baktım ki değişen bir şey yok. Her şey bıraktığım gibi. Edirne kaderine terk edilmiş.

Sanki Avrupa sınırında unutulmuş gitmiş. Edirne’yi bu kez 1964 yılında aramızdan ayrılan yazar Safiye Erol ile birlikte gezdim. Kenti bir ben anlattım, bir de Safiye Erol.

Karayip Denizi’nin sıcak tembelliğinden sıyrılamadan bir de baktım ki Edirne’deyim. Bu kaçıncı Edirne? Unuttum... İlki çok eskideydi. Küçücük bir çocuktum. O zamanlar otobüsler, otoyoldan bir kuş misali uçup gitmiyorlardı... Köy, kasaba, kent tıngır mıngır. Tıpkı Safiye Erol’un yaptığı yolculuklar gibi: ‘Silivri, Çorlu, Babaeski, Havsa... Camilerini, çeşme ve köprülerini gözle selamlayarak, halkın hayatından bir uçar koku kaparak geçiyoruz. Tarlalar, bereketli körpe yeşil, hep düz ova gidiyor. Koyunlar, davarlar otluyor, ötede beride leylekler keyif üstü...’

Kim bu Safiye Erol? İzin verirseniz biraz sonra açıklayacağım. Zaten bu haftaki yazımı onunla birlikte yazdım. Bazen ben, bazen o... Sırada başka bir soru daha var. Önce onun cevabını vereceğim. Bu sefer Edirne’ye niye gittim? Neden bu mevsimsiz yolculuk?

Yöneticisi olduğum ‘Doğan Kitap’ın, yazarlardan oluşan bir ‘Kültür Kumpanyası’ var. Bu kumpanya trene, otobüse atlayıp Türkiye’nin çeşitli kentlerinde üniversitelere konuk oluyor. Söyleşiler, konferanslar, açık oturumlar, imza günleri, paneller...

Bu kez sıra Edirne’deydi. Şehrin sevdalısı Vali Fahri Yücel’in davetlisi olan kumpanya soluğu Edirne’de aldı. Kumpanyada kimler mi vardı: Selim İleri, Ahmet Ümit, Duygu Asena, Gül İrepoğlu, Deniz Kavukçuoğlu, Sema Kaygusuz, Derya Erkenci, Tuna Kiremitçi, Onur Caymaz, Başar Başarır, Jale Sancak, Halide Eşber, Sahrab Soysal, Serdar Özkan...

Devamını oku: Sultan Şehir Edirne

Sevâl Günbal ile Safiye Erol üzerine

Tarih:22 Ocak 2012Yazar: Oğuz ÇETİNOĞLU-Ekonomist, Araştırmacı-Yazar

Safiye Erol üzerinde araştırmalar yapan geleceğin yıldız romancısı Seval Günbal ile Safiye Erol üzerine konuşacağız.

GİRİŞ: 
Bugün, gelecek vaad eden genç bir bayan yazarımızla, bir başka yazarımız hakkında konuşacağız. 
Salon romanları yazan birçok bayan yazarlarımızı hesaba katmaz isek, Türk romancılığı bayan yazarlar bakımından hayli kısırdır. Bunların içerisinde sacayağı oluşturan üç isim vardır ki; onlar romanlarında tarihimizi, kültürümüzü, edebimizi, irfanımızı; güzel Türkçemizi kuyumcu titizliği ile işleyerek; dünü ve yaşadıkları günü geleceğe taşıyan ölümsüz eserler kaleme almışlardır: Sâmiha Ayverdi, Safiye Erol ve Münevver Ayaşlı.  
Yazar Safiye Erol, Edirne'nin Uzunköprü ilçesinde 2 Ocak 1902 tarihinde doğdu. 62 yaşında iken 7 Ekim 1964 tarihinde İstanbul'da vefat etti. Anne ve babası, Makedonya'dan göç etmişlerdi. Aile, 1906 yılında İstanbul'a taşındı. Üsküdar'da Selimiye Mahallesi'ne yerleştiler. 1911 yılında, 9 yaşında iken 'Yedi İklim' başlıklı yazısını yazdı. Yazıda, içerisinde 5 yıl yaşadığı evi şöyle anlatıyordu: 'O ev hâlâ duruyor. Biraz eskimiş, havaî mavi yağlı boyası aşınmış, fakat hâlâ gözümü, gönlümü okşuyor. Her zerresinden güzellik, mübâreklik sızıyor. Hareminden nağmeler, besteler dalga dalga havalanıyor. Kapısı dibinde kümelerle gece safâsı bitmiş.' 
İstanbul'da Duyun-ı Umumiye İdaresi'nde çalışan babası Sâmi Bey, kızındaki edebiyat cevherinden haberdardır. O'nu İlkokuldan sonra, batı eğitim sisteminde yetişmesi için Fransız Mektebi'ne verdi. Liseye Haydarpaşa'daki Alman Lisesi'nde başladı, Beyoğlu'ndaki Alman Lisesi'nden diploma aldı.  
Liseyi bitirdikten sonra Almanya'ya tahsile gitti. Doktora tezini verdikten sonra 1926'da İstanbul'a döndü.    Kitapları, 2001 yılında hakkında düzenlenen bir toplantıdan sonra yayınlanmaya başladı. Böylece Türk Edebiyatı Dünyası, Safiye Erol'u, 50 yıl sonra keşfetmiş oldu. 
Ciğerdelen2001 yılında yayınlandı. Ardından her yıl iki tanesi olmak üzere diğerleri tâkip etti: Dineyri Papazı, Ülker Fırtınası, Kadıköyü'nün Romanı, Makaleler ve Çölde Biten Rahmet Ağacı. 
Safiye Erol, Türk Edebiyatı'nın mühim bir ismi olmanın ötesinde, bir seviyedir. Eserleri yalnızca dikkatli edebiyat severler tarafından okunmak için değil, üniversitelerde lisan üstü çalışmalara malzeme olacak değerdedir.  Bu uyanık ve tahlilci kafa, ele aldığı bir meseleyi didikleyip teşrih masasına yatırdıktan sonra öyle bir terkibe götürür ki, artık önünüzde parçalanmış meselelerin yerine, toparlanmış bir bütün görürsünüz.

Devamını oku: Sevâl Günbal ile Safiye Erol üzerine

Safiye Erol Kitabı

Safiye Erol, son iki yıldan beri Türkiye'nin fikir, kültür ve edebiyat gündeminde. Kubbealtı Neşriyâtı'nın, yazarın "Ciğerdelen" romanının dışında diğer roman ve kitaplarını yayınlamasından sonra Türk aydınları, tanımadıkları okumadıkları bu yazara dört elle sarıldılar. Murat Belge, Beşir Ayvazoğlu, Selim İleri, Mustafa Kutluve onlarca tanınmış aydın, Safiye Erol hakkında önemli makaleler yazdı. Basında yüzü aşan yazılar çıktı. Bir anda edebiyat gündemimize oturan yazarın gücü nereden geliyordu? Eserlerinde hangi temel meselelerimize parmak basıyor, hangi önemli konuları ele alıyordu? Şüphesiz bugüne kadar tanınmayışının temel sebebi, eserlerinin bulunmayışında yatıyordu. Safiye Erol'un altı kitabının basılmasıyla Türk kamuoyu çok farklı bir entelektüelle karşılaştı ve şaşırdı. Aydınlarda, bugüne kadar Safiye Erol gibi değerleri tanımayışın mahcup telaşı görüldü. Son bir kaç yıl içinde başta İstanbul ve Ankara'da olmak üzere hakkında ondan fazla toplantı yapıldı. Keşan Sempozyumu'nda bilim adamları, Safiye Erol'un hayatı, sanatı ve fikirleri üzerine tebliğler sundu.

Mehmet Nuri Yardım'ın Benseno Yayınları (0 212 5282357-5281146) arasında çıkan "Safiye Erol Kitabı", dikkatleri yeniden bu yazara çevirdi. Safiye Erol'un hayatının bir bütün olarak ele alındığı ve bir monografi tarzında hazırlanan kitapta Safiye Erol'un ilk olarak doğup büyüdüğü çevre veriliyor. Ardından yazarın ilk eğitimi, Almanya'daki tahsili ve doktorasını tamamlayarak yurda dönüşü anlatılıyor. Erol'un Türkiye'ye döndükten sonra eserlerini yazışı, romanlarının akis ve etkileri, fikir dünyasının değişmesine vesile olan Sâmiha Ayverdi ile tanışması ayrıntılarla dile getiriliyor. Romancının daha sonra kitaplaşan "Makaleler"inden yola çıkan Yardım, bu yazılardaki hâtıra ve intibaların eşliğinde Safiye Erol'un hayatındaki değişim çizgisine yolculuk yapıyor. Fikir hayatındaki kırılmalar ve olgunlaşan tefekkür dünyasının yansıtıldığı kitapta Safiye Erol'un hangi merhalelerden geçtiği gözler önüne seriliyor. Romancının ölümünden sonra yazılanlar ile 1964- 2000 dönemindeki sükût suikastine dikkat çekilirken, 2001'de kitaplarının yayınlanmasıyla Safiye Erol'un nasıl keşfedildiğine ve gündeme geldiğine vurgu yapılıyor.

Devamını oku: Safiye Erol Kitabı

Romanı yazarken on iki kilo vermiş

Bazı kitaplar vardır, hissede hissede, yazarından kan damlaları dökerek yazılır. Ciğerdelen'in izine düştüğümde bunları gördüm.

‘Ciğerdelen’im beni yolara düşürdü

‘Ciğerdelen’i okuyalı uzun zaman oldu. Acaba onu okuyup da mahvolmayan, kendi kendine “Özleyen kim, seven kim?” diye tekrar tekrar sormayan var mıdır? İşte ben bu soruları kendime sorarken ‘Ciğerdelen’im beni yollara düşürdü. Kitaplar kitaplara götürdü, mürşitler başka mürşitleri işaret etti.

Herkesten gizli yazardı

Safiye Erol’un yeğeni ve evlâdım dediği Aydın Erol’a varıncaya kadar daha kimlerle görüşmedim ki... Aydın Bey ‘Safiye Abla’sından bahsetti bana. Tuhaf, yazdığına hiç tanık olmamışlar. ‘Safiye Ablam, gece bir gibi yatar ve üç dört saat uyurdu. Sonra kalkar gün daha ağarmadan Maçka Palas’taki evimizden çıkar ve yürüyüş yapardı. Muhtemelen bizim onu odasında uyuyor sandığımız vakitlerde, o hep yazı yazıyordu. ’Safiye Erol’un bir röportajında ‘müthiş bir gizlilik içinde yazarım’ dediğini hatırlıyorum. Aydın Bey’in eşi de Safiye Erol’un büyük bir neşe ve yaşama azmi ile dolu olduğunu söylüyor. ‘Çok okurdu. Her sabah ‘Hâfız’ın Divanı’nı açar gazeller okurdu. Ben o zaman bunların anlamına varamazdım. Ama o büyük bir şevkle okumaya devam ederdi.’

Devamını oku: Romanı yazarken on iki kilo vermiş

Ey aşk... Sen nelere kadirsin

110 sene evvel...

Edirne’de dünyaya gelmiş, İstanbul’da, önce Alman mektebini, sonra Fransız mürebbiye mektebini bitirmiş, henüz 13 yaşındayken, lise için Almanya’ya gönderilmiş, Münih Üniversitesi’nde edebiyat ve felsefe diploması almış, şarkiyat doktorası yapmıştı, Safiye.
*
Çok güzeldi. Etrafına ışık saçıyordu. Dönemin Türk kızlarına kıyasla, saçı başı, giyimi, davranış biçimleri açısından özgür ruha sahipti, cesurdu.
Gönlü tutuştu... Âşık oldu.
*
Hintliydi delikanlı, okuldan arkadaşıydı. Evlenmeye karar verdiler. Gel gör ki, ikisi de yurtseverdi, hangi ülkede yaşayacaklar? Daha işin başında anlaşamadılar maalesef.
Vatanını, yüreğine tercih etti Safiye.
Son bir öpücük, vedalaştı, topladı bavulunu, memlekete döndü. 1926’ydı.
*
Yazmaya başladı. Duygularını romanlarına döktü. “Aşkı hiç tatmamak mı, yoksa, tattıktan sonra yalan olduğunu anlamak ve kaybetmek mi?” diye sordu mesela... “Âşık olan zaten alacağını almıştır, artık bir şey isteyemez,  bundan geri o verecektir, hep o verecektir” dedi.

*
“Sen yalnız sevdiğini kaybettin, ben ise, sevdiğimi de, sevginin kutsiyetini de... En büyük acı sevmek ve günden güne ayaklar altında çiğnenip, paçavra edildiğini görmektir” dedi... Ki, Türk edebiyatında aşk’ı en derin o tarif etmiştir bana göre.
*
Kadınlardı hep roman kahramanları... Kırılgan, düş kırıklığına uğramış kadınlar.
Ve, kaleminin gücünün yanı sıra, çok çok önemli bi özelliği daha vardı.
*
“Doğu”yla “Batı”yı harmanlarken, “muasır medeniyet”le sosyal hayata hâkim “geleneksel” arasında sıkışan, bocalayan insanlarımızın, kuşak farklarını deşti, kültür çatışmalarını irdeledi.

Devamını oku: Ey aşk... Sen nelere kadirsin

f t g m